Saat endüstrisi denilince akla gelen ilk ülke İsviçre olur. Peki, neden Isviçre’nin saatleri ile meşhur olduğunu merak ettiniz mi ?

Avrupa’nın Fransa ve Ingiltere gibi muhtelif ülkelerinden reformlar döneminde Isviçre’ye göç etmek zorunda kalan pek çok usta, Isviçre’de mücevher kullanımı ve üretiminin yasaklanması ile beraber, ince işçilik gerektiren saat sektörüne yönelirler. Bu ustalar genelde saatin sadece belirli parçalarını (örneğin birinde, kasa, diğerinde akrep, yelkovan, bir diğerinde çarklar vb..) evlerde üretirlerdi ve belirli şehirlerde (La Chaux de Fond, Le Locle, Geneve, Neuchatel ) konuşlanmışlardı, günümüzün yardımcı sanayisi ile kıyaslanabilirler.  Bu parçalar, biraz daha varlıklı sanayicilerin sahip olduğu atölyelere gönderilirler ve saat ustaları tarafından montajları yapılırdı. Döneminde ustalarının inovasyon yaparak, daha hassas mekanizmalar geliştirmeleri nedeniyle, günlük sapmalar saat mertebesinden, dakikalara daha sonra da saniyeler mertebelerine indirgenmiş olduğu için Isviçre Saatleri ön plana çıkmış ve haklı olarak “İsviçre saati” ünvanı dünyaca kabul edilmeye başlanılmıştı.

Her sanayi ürününde olduğu gibi, kalitesinden ödün vermeksizin, daha ucuz malzemeler ile üretilmiş, kasası çelik sadece saati gösteren ürünler ve katma değeri çok daha yüksek ürünler vardır ( örneğin gümüş, altın kasa, işlemeli, oymalı, taş kakmalı vb kasaya sahip  ) ve komplikasyonlu ürünler, saniye, gün, ay göstergesi, ay döngüsü, çift akrep yelkovan ( özellikle Osmanlı piyasası için yapılan çift kadranlı “alafranga ve alaturka” olarak adlandırılan saatler), çalarlı, çeyrek çalarlı, Carillon’lu saatler gibi. Madem konu Osmanlı’lara geldi, Osmanlı Imparatorluğunun Isviçre Saat Endüstrisinde önemli bir rolü olduğunu biliyor muydunuz ?

İsviçre Saat Endüstrisinin krizleri

Isviçre Saat Endüstrisinde dört önemli kriz dönemi vardır, ilki Rus Çarlığının 1917’de yıkılması, ikincisi ise Osmanlı Imparatorluğunun çöküşüdür. Zira bu iki ülke daha önceki yıllarda Isviçre’de tüm katma değeri yüksek ürünleri satın alırlar ve muhtelif vali, elçi, saray hanedanı gibi dönemin önemli şahsiyetlerine bu ürünler hediye olarak verilirdi. Yüksek katma değere sahip olan bu ürünlerin (Rus, Osmanlı ve Çin’lilere) birden satışlarının kesilmesi ile karlılık düzeyi ciddi oranda düşen Isviçre Saat Endüstrisi, 1929 yılında Amerika’dan dünyaya yayılan büyük kriz ile iyice hırpalanmış ve ancak seri üretime daha yatkın ürünler geliştirerek, üretim maliyetlerini düşürmek suretiyle ayakta kalmaya çalışmıştır.

Ancak Isviçre Saat Endüstrisinin asıl belini büken son kriz, Japonya’da quartz saatlerinin piyasaya 1960’lı yılların sonunda sürülmeye başlanmış olmasıdır. Aynı işlevi gören, daha hassas ama aynı zamanda çok daha ucuz saatlerin piyasaya sürülmesi ile başlayan bu süreçte, Quartz saatler çok kısa sürede piyasaya hakim olmuş ve bu dönemde çok sayıda önemli saat firması bu rekabete dayanamamış, iflas etmiş ve kapanmıştı.  1970 yılına kadar Isviçre’de 1600 saat firması varken,  günümüze sadece 600’ü ulaşabilmiştir. Benzeri bir veri daha 1960 sonlarında Isviçre saat endüstrisi dünya pazarının % 83’üne hakimken, 1983 yılında bu oran % 15’lere inmiştir. Bunların bazıları birleşmek suretiyle ve Isviçre bankalarının sağladıkları yüksek finansman desteği ile ayakta kalabilmişti.

O dönemde kaybettikleri pazardan tekrar geri pay alabilmek için ilk çare olarak İsviçre firmaları da quartz saatler üretmeye başlamış olsalar da İsviçre saat endüstrisinin doğasına aykırı bir yama gibi sakil duran bir hamle olmuştu. Zaten 90’lı yılların sonlarına gelindiğinde de mekanik saatlerin “renaissance”‘ına, yani tekrar doğuşuna tanık olmaktayız, tüketiciler tekrar mekanik saatleri keşfetmeye ve bunlara yönelmeye başlıyor. Omega, Zenith, Jaeger Le Coultre, gibi pek çok büyük marka tekrar in-house makinalar,  komplikasyonlu saatler geliştirmeye devam ediyor. Pek çok saat evi ürün gamlarına Gyrotourbillon saatler ekliyor; dünyaca ünlü bir marka 1,64 mm kalınlığında mekanik saatler üretiyor, aynı kasa içinde 30 ve üstü sayıda komplikasyon içeren saatler geliştiriyor.

Bugün gördüğümüz tüm mekanik komplikasyonların aslında 1800 ve 1900 yılları arasında geliştirilmiş olduğunu da belirtmeden geçmemeliyiz.  Örneğin, Jaeger Le Coultre tarafından 1928 yılında üretilen dakika çalar, chronograph, gün, ay tarih,  ay döngüsü gibi pek çok komplikasyon içeren saati bana göre dünyanın en zarif en göz alıcı saatidir  (fiyatını merak edenleriniz olabilir , son baktığımda 3,7 Milyon dolar idi. Yani günümüz kurları ile sadece 22 Milyon TL).


Son söz olarak, pek çok kriz atlatmış olmasına rağmen “Swiss Made” hak ettiği ünvanını geri alıp, mekanik zaman şahaserleri yaratmaya devam etmektedir.

Swiss Made yasaları için link.